image

PeyamaKurd- Türkiye tarafından, Afrin'e yönelik 20 Ocak 2017 Cumartesi günü başlatılan ve adının ‘Zeytin Dalı’ konduğu gayri-meşru saldırı dünya gündeminde yer edinmeye devam ediyor. Olayın başladığı günden bu yana Türkiye’de iyi eğitim almış toplum mühendisleri tarafından yayın yapan basılı ve görsel medyanın, Afrin’e yönelik planlandığı algı operasyonları, Türk toplumunda savaş çığırtganlığına olanak sağlarken, öte yandan bilinçli bir şekilde bu saldırının “Meşru bir zemini” olduğuna inandırılması için propagandaya maruz kalmasının alt yapısını da oluşturdu.

Toplum medya organları ile şekillendirildi

Neredeyse her gün saldırıya ilişkin ortaya bir zafer kazanılmış edası ile topluma seslenen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisine karşı gelen her muhalifi de oyun dışı bırakmak için hukuki olmayan yolları, elinde tuttuğu hukuk organları sayesinde meşru bir zemine oturtarak kullandı. Toplum, kendisine medya yolu ile kanalize edilen algılar sayesinde şekillenirken, medya da bu süre içinde topluma nasıl düşüneceğini değil, neyi düşüneceğini aşıladı.

Afrin’e yönelik saldırının üzerinden neredeyse 1 ay geçmesine rağmen, Türkiye’nin ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) ile ortak hareket ettiği zeminde hiçbir devlet gücü şu ana kadar olayın içine gitmiş değil. 72 uçak ile Ankara’nın en ücra köşesindeki bir köyden dahi ufak olan Afrin’e terörist bahanesi ile saldırmanın uluslararası politikte hiçbir geçerliliği yokken, Türkiye tarafından geçerliliği ‘orada teröristler’ var kavramı altında sistemsel bir onaylama metoduna dönüşmüş durumda.

Terörist kavramı bahanesi ile girilen Afrin’de,   Birleşmiş Milletler (BM), Suriye İnsan Hakları İçin Gözlemevi (SOHR) ve UNICEF’in verdiği bilgilere göre birçok sivil yaşamını kaybetmiş durumda.

Harekatın amacı ve hedefi ne?

Bu sorunun cevabı Türk toplumunda, “Zeytin Dalı Harekatı hedefini, Suriye'nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a (IŞİD) mensup teröristleri etkisiz hale getirmek" olarak tanımlanırken. Uluslararası siyasette, “Derhal durdurulması gereken ve hiçbir geçerli hukuksal boyutu olmayan” bir kavram olarak tanımlanıyor. Afrin, Kürt güçlerinin 2014 yılında kurduğu ‘Kanton sistemi’ içinde yer alıyor ve özerk yönetimi oluşturuyor. Fakat ilginç olan ise, Afrin’in özerk yönetim olarak belirlenen diğer yerler ile herhangi bir fiziki bağının bulunmaması.

Uluslararası güçlerin açıklamaları ve Esad’ın Kürtler ile anlaşarak Afrin’e girmesi…

Erdoğan’ın her defasında, “Afrin’den geri adım atmak yok” retoriğine karşılık, dünya ülkelerinden sesler yayılmaya başlıyor. ABD, Türkiye'nin başlattığı Afrin Operasyonuna ilişkin, yapılan operasyonun kapsamının ve süresinin sınırlı olması gerektiğini belirtirken, Almanya, Türkiye’nin başlattığı Afrin harekatının, önceden kestirilemeyen riskleri de beraberinde getireceğini söylemişti. İran, “Operasyon nafile” açıklaması yapmış Rusya ise, "ABD, Fırat nehrinin doğu kıyısında Kürt müttefiklerine destek vermek için Suriye ordusuyla açık cepheleşmeye giriyor” ifadelerini kullanmıştı. Operasyona ilişkin en sert tepki ise Suriye  cephesinden gelmişti, “Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat ABD üzerinden gönderme yaparak, “Suriye’ye saldıran her jeti düşürürüz ve bu sadece bir tehditten ibaret değil” demişti.

Afrin, Esad için bir fırsat mı, Kürtlerin tavrı ne olacak?

Suriye, Afrin operasyonun ülke toprak bütünlüğüne tehdit olarak görerek, Türkiye’ye karşı olası bir operasyon için, Afrin’i bir koza dönüştürme çabasına girişmiş durumda. YPG kaynaklarının, Suriye ordusu Afrin’e girmeyecek demesine rağmen, Reuters ve Arap medyasının paylaştığı bilgilere göre Esad rejimi, Afrin’e bugün yarın girecek ve Türkiye’ye karşı cephe alacak gibi görünüyor., Esad, "Türkiye'nin Afrin'e düzenlediği pervasız saldırı” olarak tanımladığı operasyon, Suriye tarafınca toprak bütünlüğüne gayri resmi olarak saldırı olarak ele alınıyor.  Kürtler her ne kadar Kanton ilan etse de, rejim olaya ‘Toprak bütünlüğüne dış güçler tarafından uygulanan tehdit” olarak bakıyor.

YPG’nin, Şam yönetimi hakkında önceki günlerde yaptığı, “Bize teklif getirdiler ama silahlarımızı teslim etmek şartıyla” açıklaması, YPG’nin olayı tek başına yürüteceğini gösterirken, Esad güçlerinin Afrin’e girmesi fısıltısı planların değiştiğini göstermekte ve Suriye’nin, Türkiye’ye karşı nasıl bir cephe alacağının soru işaretlerini akıllara getirmekte.

Türkiye’nin, Suriye ordusunun Afrin’e gireceği haberi üzerine yaptığı, “Rejim buraya girer mi girmez mi, PKK’yi YPG’yi temizlemek için girerse problem yok. Ama eğer PYD’yi korumak için giriyorlarsa bizi kimse durduramaz” açıklaması, iki ülkenin bir savaşa mı gideceği sorunu akıllara getirirken. Orta Doğu labirentinden ABD, Rusya, İran, gibi güçlerin yanı sıra Kürtlerin nasıl taraf alacağı sorunu da akıllara getirmiş durumda. Kürdistan halkı yapılan gayri-meşru saldırıyı direkt “Kürtler üzerine yapılan ırkçı saldırı” olarak okurken, Suriye’nin Afrin’e girmesi ile beraber (şayet) nasıl bir reaksiyon göstereceğini de gündeme getiriyor.

 

PeyamaKurd/ Editör