image

PeyamaKurd - Türkiye ve onlara bağlı ÖSO-SMO cihatçı gruplarının 9 Ekim tarihinde askeri operasyonuna sonrası Rojava’da yaşadıkları kent ve köylerden kaçmak zorunda kalanlar ile tüm imkansızlıklara karşın onlara yardım etmek isteyen yardım kuruluşu çalışanlarının verdiği mücadele Batı basınında geniş yer buluyor.

Bağımsız gazetecilik platformu The İnvestigative Journal’dan Lindsey Snell, yazdığı makale ile Rojava’da yaşanan ağır insan hakları ihlallerine ve yardım kuruluşlarının çaresizlik içinde verdiği mücadeleye ışık tuttu.

Serekaniye kentine yönelik saldırının başlamasından kısa bir süre sonra evlerinden kaçmak zorunda kalan Khabat ailesinin duygularına yer vererek yazısına başlayan Snell, Türkiye ve destekçisi olduğu ÖSO-SMO cihatçı paralı milis güçlerinin saldırıları sonucunda yüzbinlere kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.

Khabat ailesinin hikayesine yer verdiği yazısında ailenin Türkiye’nin saldırıları sonucu birkaç yıl içinde üçüncü kez evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını aktaran Snell, kaçma fırsatı bulabilen herkesin kaçtığını, ancak kaçamayanların ise akıbetleri hakkında bilgi edinilememesine karşın en kötü duruma karşı Kürtlerin hazırlıklı olduğunu belirtti.

Khabat ailesinin aktarımlarına yer vererek yazısını devam ettiren Snell, şunları yazdı:

“Sivillerle ordu arasında ayrım yapmadılar. Bu yüzden kaçtık. Sadece geldiler ve hepimizi bombaladılar. Ayrılamayanlar… Onlara ne olduğunu bilmiyoruz. Birçoğunun öldüğünü, muhtemelen Türkiye'nin bombaladığı binaların molozlarının altında olduklarını biliyoruz. Türkiye, Birleşmiş Milletler'in veya herhangi başka bir organizasyonun Serekaniye'ye girmesine izin vermiyor. Bu yüzden hala orada olan arkadaşlarımıza ve akrabalarımıza ne olduğunu bilemeyiz.

ÖSO-SMO evlerimizin çoğunu ele geçirdi. Her şeyi çaldılar, mahvettiler. Evlerimizi askeri noktalara dönüştürüldü. BM ve uluslararası süper güçler nerede? İnsan haklarını savunuyor gibi davrananlar nerede? ”

Bölgede imkansızlıklara karşı çaresizlik içinde çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına da yazısında yer veren Snell’in bölgede yaşananlarla ilgili en çarpıcı tespiti ise, Haseke hastanesinde çalışan Dr. Abbas Mansoura’nın yaralı sivillerin uzuvlarını kestikten sonra yapılan ilaç desteği için “Şimdilik yapabileceğimiz tek şey uzuvları kestikten sonra sirke ile yıkamak” cümlesinde kendisini en yalın haliyle ortaya çıkarıyor.

Türkiye’nin operasyonları başlatmasından bir süre önce ailesiyle birlikte yaşadığı İsveç’ten gönüllü olarak Rojava’ya gelen Dr. Abbas Mansoura, ilkel şartlar içerisinde insan yaşatmaya çalışmaktan çok; umudu yaşatmaya çalışmanın bir tıp insanı için en büyük çaresizlik olduğunu söyledi.

Türkiye’nin sadece askeri noktaları hedeflemediğini; bir bütün halinde toplumsal yaşamı kökünden imha etmek için çaba gösterdiğini gazeteci Lindsey Snell’e aktaran Dr. Mansoura, ateşkese rağmen Türkiye’nin saldırılarını devam ettirdiğini ve ikmal yollarını bilinçli olarak keserek sivil halka yardım götürülmesini engellemek için üst düzey bir çaba gösterdiğini söyledi.

Bölgede daha ne kadar kalmayı planladığı sorusuna yanıt veren Dr Mansoura, “Bir tıp adamı ve bir insan olarak burada bana ihtiyaç duyduğumu hissediyorum. Çünkü bu insanlar Türkiye'ye saldırmadılar. Dünyalarında yalnızlar. NATO’daki ikinci en büyük ordu onlara saldırdı. Batılı ülkeleri kurtardıkları için Kürtlere yardım etmek herkesin görevidir. IŞİD ile savaşmamış olsaydılar; IŞİD sadece Orta Doğu'yu değil, Avrupa'yı da işgal edebilirdi. ABD, Kanada ve Avrupa güvenli ise, bu cesur Kürtlerin direnişinden kaynaklanıyor. ”


Çeviri | PeyamaKurd