image

PeyamaKurd - Güney Kürdistan’da 1991 yılında yeni bir süreç başladı. 1992’de yapılan seçimlerle beraber hükümet kuruldu ve Kürdistan Parlamentosu aktif hale geldi. O dönem için ‘Kürt halkının geleceğini inşa etme dönemiydi’ diyebiliriz. Aynı şekilde o dönemler iç çatışmaların yarattığı tahribatlara rağmen Kürt halkı içinde bulunduğu ateş çemberini, ABD’nin 1998’de sunduğu destek sayesinde aştı. Ancak benzeri tahribatlar kısmen de olsa devam ediyor.

1991 yılından önce Güney Kürdistan sınır boylarında konuşlu bulunan PKK ve İ-KDP, Türkiye ile İran için “tehlike” arz ettiklerinden dolayı sınır boylarından çekilmeleri gerekiyordu. Daha doğrusu Kürdistan’da başlayan yeni süreç hassas olduğu için, PKK ve İ-KDP’nin Kürdistan topraklarında gerçekleşen silahlı eylemlerinin durdurulması gerekiyordu.

“PKK çekilmedi ve üstelik Kandil’e yerleşti”

İ-KDP ve KOMELA, Kürdistan Hükümetinin önerileri doğrultusunda bütün güçlerini KANDİL ve sınır boylarından çekti. PKK ise Kürdistan Hükümetinin önerilerini ciddiye almadı. Üstelik boşaltılan KANDİL’e yerleşti.

PKK, Saddam Hüseyin döneminde sınır boylarında boşalan köyleri üs olarak kullanmaya devam etti. Kürdistan Hükümeti ve o konumlarda güçlü olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) kardeş kavgası çıkmaması adına sessiz kaldı. Bağdat’ın, 80’li yıllarda yerle bir ettiği 4 bin köyden, PKK’nin üs olarak kullandığı 100’ün üzerinde köy hariç hepsi onarıldı ve halk köylerine geri döndü.

PKK, tam 30 yıldan beri sınır boylarında boşalan köyleri, Güney Kürdistan’ın hassas durumunu gözetmeden, Türkiye’ye karşı üs olarak kullanmaya devam etti.

“Türkiye, PKK’yi Güney’e çekmeyi başardı”

2015 yılında barış sürecinin sonlandırılmasıyla beraber, PKK’nin imhasını hedefleyen AKP-MHP iktidarı, sonunda PKK’yi Güney Kürdistan’a sürmeyi başardı. Böylece Türkiye, artık PKK’nin Güney’deki varlığını bahane ederek Güneyi de topa tutmanın fırsatını yakalamıştı.

2015 yılı sonrası dönemi Kürtlerin, hem Güney’de hem de Güneybatı Kürdistan’ında gelişme dönemidir. Aynı zamanda Kürtlerin uluslararası arena da ivme kazanma ve de Batı Dünyası’nın güçlü bir müttefiki olma dönemidir.

Bu dönem, Kürtlerin devletleşme sürecinin başlaması dönemidir. Ve bu dönem, ancak Kürtler arası çatışma yaratılarak durdurulabilecek bir dönemdir. Çatışmayı yaratanların baş aktörleri ise Türkiye ve İran’dır. Meselenin özü budur.

Kürtler için önemli olan husus ise, Türkiye ile İran’ın provokasyonlarına gelmemek, alet olmamaktır.

Fakat PKK sorumlularının son yıllarda verdikleri beyanatlar tamamen Türkiye ve İran’ın talepleriyle örtüşüyor vaziyettedir.

Örneğin PKK yetkililerinin, Güney ve Güneybatı Kürdistan’ın nefes borusu haline gelen ABD ve Fransa gibi ülkelere “eli kanlı Emperyalistler bölgeye yeni sınırlar çizmeye gelmiş” ifadeleri Türkiye ve İran yanlısı sözlerdir.

PKK’nin bu tavrı ve benci yaklaşımı, yukarıda ifade edildiği gibi başlayan yeni dönemi yani devletleşme dönemini baltalamaktadır.

“KDP, yürüttüğü politikaları artık dönüştürmelidir”

Haliyle bu durum da Kürtlerin, devletleşme döneminde rol oynayan Kürdistan Hükümeti ve özellikle KDP ile karşı karşıya gelmesi demektir.

Bu noktada KDP’nin ve özellikle Erbil hükümetinin süspansiyon görevini üstlenmesi gerekirken maalesef “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” siyasetini sürdürmeye devam etmektedir.

KDP, yaşanan olumsuz gelişmelere müdahale edecek bir konsept ya da vizyon üretmiyor. KDP, yıllardan beridir, “Türkler rahatsız olmasın” siyasetini yürütüyor fakat bu siyaset artık tutmuyor ve Kürt halkı aynı fanusun içinde dönüp dolaşmaya devam ediyor.

KDP ve Hükümetin geride kalması, ağır davranması ve beklenen hamleleri yapmaması hem onlara yakın kesimin desteğinin azalmasına yol açıyor hem de son zamanlarda onlara sempati duyan kesimin bu tutumdan vazgeçmesine zemin hazırlıyor. Siyaset böyledir, “Ya lider gibi davranırsınız ya da lider olduğunuzu ispatlarsınız.”KDP, şu an lider gibi davrandığını gösteriyor. Fakat Kürtlerin gözündeki gerçek değerini görmek istiyorsa “Bir lider olduğunu kanıtlamalıdır.”

“Peşmerge doğru yol için PKK’ye gidiyor fakat PKK tehdit ediyor”

Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan son gelişmeleri daha iyi kavrayabilmek adına, 24 Nisan’da TSK’nin “Pençe-Kartal” operasyonu öncesinde Peşmerge yetkilileri ve PKK sorumluları arasında KESTA köyü civarında geçen bir diyaloga mutlaka değinmek gerekiyor.

Peşmerge güçleri, KESTA’da bulunan PKK yetkililerine, “Edindiğimiz bilgilere göre TSK, KESTA’yı ele geçirip karargâh kuracak. Eğer siz KESTA’dan çıkar köyü bize teslim ederseniz, TSK KESTA’ya saldıramaz” diyor.

Bunun üzerine PKK’li yetkililer ise, “Heval heger hûn nêzîkê KESTA bibin, emê we bişewitinin.” yanıtını veriyor.

Peşmerge yine kardeş kavgası çıkmasın diye Kesta’dan uzaklaşıyor. Fakat ardından TSK o noktaya geliyor, Kesta’yı tamamen kontrol altına alıyor ve karargâh kuruyor. PKK ise, bölgeden uzaklaşıyor.

Peşmerge Güçleri, TSK METİNA’yı ele geçirmesin diye tekrar uğraşıyor ama TSK’ya saldıramayan PKK kumpas kurarak, güdümlü füzeler ile Peşmerge Güçlerini vuruyor.

“Bu kardeş kavgası mıdır yoksa PKK’nin Kürdistan düşmanlığı mı?”

Bunun adına da kardeş kavgası deniyor!

Peki size göre bu nedir? Kardeş kavgası mıdır yoksa ne yaptığı belli olmayan ve Kürtlerin kazanımını baltalamak için her türlü girişimi gerçekleştiren PKK’nin, Kürdistan düşmanlığı mı?

Sadece kardeş kavgası değil her türlü kavga kötüdür. Ama haksızlığa uğrandığında yapılan kavga kötü değil aksine hakkını alma mücadelesidir. Fakat, PKK’nin hak uğruna Kürdistan topraklarına saldırmasının olumlu hiçbir açıklaması yoktur.

Kürdistan Bölgesi ve KDP, bu noktada eleştirilerin ana odağıdır. Çünkü, Türkiye’ye yönelik yürüttüğü ‘ılımlı siyaset’ ve PKK’ye karşı devam ettirdiği ‘cılız politika’ maalesef ki artık işlememekte ve tenkitler ile karşı karşıya kalmaktadır.

PKK’nin, Peşmerge güçlerine saldırısı asla ama asla kabul edilebilir değildir. Hele ki Peşmerge Güçlerinin önceden onlara gidip, “Burayı boşaltın yoksa Türkler gelecek” demesine rağmen.

PKK’nin Kesta’yı boşaltmayıp orayı Türklere kaybetmesi ve ardından kumpas kurarak Peşmerge’ye suikast düzenlemesine en doğru yanıtı Kürt halkı vermelidir.

Aynı şekilde KDP ve Kürdistan Hükümeti’de, “Kınıyoruz” açıklamalarına bir son vererek, “Hem Türkiye hem de PKK kanadına yönelik sert politikalar üretmelidir.”

"Yoksa dün olan bugün de olacaktır, bugün olan yarın da devam edecektir…”