image

Giriş

Patric Seale, Mezopotamya’yı kontrol altına alamayan bir ülkenin Ortadoğu’yu kontrol altına alamayacağını belirtirken; 19.yy’da İngiliz kraliyet donanmasında görevli Amiral Sir Halford Mckinder ise Asya, Afrika ve Avrupa kıtasını Dünya Adası olarak görmekte ve bu coğrafyanın kalbgahını da (Heartland) Mezopotamya’dan başlayarak Çin Seddini aşan ve Japonya’ya kadar uzanan bölge olarak tanımlamaktadır. Mezopotamya’yı ise bu stratejik yolda Dünya hâkimiyetine giden yol olarak görmektedir.  

20. yy’ın son çeyreğinde şaha kalkmış bir ejderha gibi ekonomik ve askeri anlamda Dünya dengelerini bozan Çin’in de bu süreçte başta Suudi Arabistan, Irak ve İran olmak üzere Ortadoğu’ya yöneldiği görülmektedir. Bu kapsamda Çin-Orta Doğu ilişkileri II. Dünya Savaşı’ndan günümüze toplamda beş döneme ayrılabilir:

  • 1949-1955: Bölge devletlerine karşı mesafeli yaklaşım dönemi,
  • 1956-1966: ABD ve İsrail karşıtı, emperyalist yaklaşımlara karşı bağımsızlıkçı bölge ülkelerinin desteklenmesi,
  • 1966-1976: 1960’lı yıllarda bozulan ilişkiler sonrası SSCB’nin Orta Doğu’da dengelenmesi politikaları,
  • 1977-2004: Çin’in dış politikasında pragmatik kabullerin başlaması ile geliştirilen ilişkiler dönemi
  • 2004-2019: Karşılıklı olarak derinleştirilen ekonomi merkezli ilişkilerde stratejik ortak haline gelinmesi.

Çin’in Ortadoğu bölgesine yoğunlaşmasının başlıca nedenleri ise altı madde halinde özetlenebilir:

  • Birincisi, devasa ekonomik kalkınma sonucu ortaya çıkan enerji kaynaklarına bağımlılık hali ve Çin’in dünyadaki en büyük petrol ithalatçısı konumunda olması
  • İkincisi, dünyada bilinen petrol rezervinin % 65’inin Orta Doğu’da olması,
  • Üçüncüsü, petrol ihtiyacının yarısını Ortadoğu’dan karşılama durumu;
  • Dördüncüsü, kalkınmanın devamlılığı için istikrarlı, güvenilir ve ucuz hammadde temini hususunda bu bölge ülkeleri ile çalışılabilir olması,
  • Beşincisi, küresel düzlemde petrol pazarlarına açılma, petrol sahalarına yerleşme stratejisi
  • Altıncısı, ucuz Çin ürünleri için Orta Doğu ülkelerinin büyük tüketici pazarlardan biri olarak görülmesidir.

Bu nedenlerden dolayı özellikle Irak ve Suriye’nin iç ve dış savaşları sonucu ortaya çıkan tabloyu yakından takip etmekte ve pozisyon almaya çalışmaktadır.

Çin’in Irak Kürtleriyle İlişkilerinin Kısa Tarihi

Irak Kürtleriyle ilk ilişkisi 1959 Kerkük İsyanı ile başlayan Çin, Irak Merkezi Hükümeti’ne karşı ayaklanan Kürtlere destek vermiştir. İsyanın 1975 yılında sona ermesiyle birlikte Çin-Irak ilişkileri yeniden iyileşmeye başlamıştır. 1980’li yıllara gelindiğinde ise Irak, Çin silah sanayisinin ana pazarlarından biri haline gelmiştir. Öyle ki bu ülkeden alınan bazı silahlar Saddam tarafından Kürtlere karşı dahi kullanılmıştır.

2003 yılında Saddam’ın devrilmesi ve Kürtlerin özerk bir statüye kavuşup önemli petrol bölgelerinin hâkimiyetini ele geçirmesiyle beraber, Pekin’in Kürtlere olan ilgisi yeniden canlanmıştır. Saddam sonrası Irak’ın ilk cumhurbaşkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Celal Talabani; 2003 yılı Ağustos ayının başlarında Çin’e resmi olmayan bir ziyaret gerçekleştirmiş ve çok önemli temaslarda bulunmuştur. 30 Ocak 2005 tarihinde yapılan seçimlerde Kürt Koalisyonunun Irak Parlamentosu’nda 75 sandalye kazanması, Çin’in dikkatini çekmeyi başarmış ve Irak Kürdistan Bölgesi, Çin için özel olarak ilgilenilmesi gereken bir bölge haline gelmiştir.

15 Mayıs 2005 tarihinde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesud Barzani, Çin’in Irak Büyükelçisi ile bir araya gelmiş; büyükelçi, hükümeti adına Barzani’yi Çin’e davet etmiştir. Söz konusu görüşmeler sırasında elçilik temsilcileri; Çin’in Kürdistan halkının fedakârlığını takdir ettiğini vurgulayarak, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki ve bilhassa Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile KDP arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu yakın temaslar doğrultusunda ÇHC, 30 Aralık 2014 tarihinde IKBY’nin kontrolünde bulunan Erbil kentinde başkonsolosluk açarak Kürtlere verdiği önemi göstermiştir.

 Çinliler, Bölgesel Kürt Yönetimi ile sürekli temas halinde kalıp Kürtlerle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyor. Son olarak 2018’in Mart ayında Çin’in Irak Büyükelçisi Chen Weiqing Bölgesel Kürt Yönetimi’ni ziyaret ederek önemli temaslar da bulunmuştur. Kasım 2018’de ise Kürdistan Demokrat Partisi’den (PDK) bir heyet Çin Komünist Partisi’nin resmi davetlisi olarak Şanghay’a gitmiş ve Çin devletinin düzenlediği Ortadoğu ülkeleriyle diyalog kongresine katılmışlardır. KDP Başkanlık Konseyi Üyesi Hiwa Ahmed Mustafa ziyaret kapsamında Çin’in en önemli think tank kuruluşlarından biri olan Şanghay Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde bir konferans vermiştir.

Çin- Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri

143 milyar varil ile dünya petrol rezervlerinin %8,7’sini oluşturan Irak petrolünün; 45 milyar varillik kısmı bölgesel Kürt yönetiminin kontrolünde bulunmaktadır. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin ise; yıllık petrol ithalatının %8,5’ini Irak’tan karşılamaktadır. Çin’in en büyük 4. büyük petrol sağlayıcısı olan Irak, 2017 yılında Pekin yönetimine 13,8 milyar dolar değerinde petrol satmıştır.

Kürt özerk yönetimi ile de iyi ilişkilere sahip olan Çin, bölgenin zengin petrol kaynakları nedeniyle Kürt yönetimi ile oldukça pragmatist bir ilişki ağı geliştirmiştir. Non-interference (başka devletlerin işine karışmama) politikası nedeniyle ayrılıkçı hareketlerle arasına mesafe koymaya çalışan ve her devletin toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini ifade eden Çin’in, Özerk Kürt Yönetimi ile geliştirdiği ilişki Çin’in geleneksel politikasıyla tam bir uyum göstermemektedir.

Bölgedeki Çin Yatırımları

Amerika’nın 2003 yılındaki işgalinden bu yana Irak, dünyanın en iyi petrol üreticilerinden biri haline gelmiş, günümüzde ise bu petrolün en büyük müşterisi Çin olmuştur. Hâlihazırda Pekin; Kuzey Irak’taki zengin petrol alanlarıyla, özellikle de Kürtler tarafından kontrol edilen petrol sahalarıyla ilgilenmektedir. Nitekim son yıllarda Çin’in Kürt petrol alanlarına yönelik yatırımları hızla artarken, çoğunluğu Süleymaniye’de olmak üzere yaklaşık 500 Çin vatandaşı da bölgede yaşamaya başlamıştır. Tüm bunlara ek olarak Sinopec; 2009 yılında Irak Kürt bölgesinde petrol arama geliştirme şirketi Addax Petroleum’u satın alarak Taq Taq petrol sahasında önemli yatırımlar geçekleştirmiştir.

Çin Ulusal Petrol ve Çin Ulusal Deniz Petrol şirketleri de Kürt özerk yönetimi topraklarında petrol üreten Gulf Keystone Petroleum’u satın almak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Petrol yatırımlarının yanı sıra; Huawei, Sinoma-Suzhou ve CMEC gibi Çinli şirketler de Kuzey Irak bölgesine yönelik ciddi yatırımlarda bulunmaktadır. Sinoma-Suzhou Kürdistan Bölgesi’ne 13.4 milyon dolar yatırım yaparken, CMEC’in çimento fabrikası inşaatı projesi de hala devam etmektedir.

İlişkilerin Geleceği

25 Eylül 2017 yılında gerçekleşen bağımsızlık referandumunda Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lu Kang kısa bir açıklama yaparak, “Çin hükümeti Irak’ın egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyor” demiş ve bağımsızlık fikrine sert olmasa da karşı olduklarını açıklamıştı.

Ancak, Pekin’in Kürt politikası tamamen konjonktürle ilgili bir durum. Çin değişen şartlarla birlikte Kürdistan politikasında da değişikliğe gidebilir. Venezüella’da yaşananlar karşısında da yaptığı ilk açıklamalarla “dış müdahaleye karşı olduklarını” ifade eden Pekin yönetimi, bölgedeki yatırımlarını korumak için de muhalifleri karşısına almayacak bir tutum benimsemiştir. Hatta son günlerde Çin’in Venezüella’daki muhaliflerle görüşme yaptığına dair haberler dahi çıkmıştır.  Öte yandan Çin medyasında yer alan bazı yazılarda şu türden yorumlar da yapılmıştır: “Venezuela’da kim başa gelirse gelsin ekonomik ilişkilerimizi etkilemeyecek. Çin’in ilişkileri belli bir rejimi desteklemeye bağlı değildir. ”

Çin’in Kürtlere yönelik tutumu da Venezüella’ya yönelik tutumundan pek farklı olmayacağa benziyor, zira Çin’in Kürt Özerk Bölgesi’nde çok önemli çıkarları bulunuyor. Çinli şirketlerin IKBY’de güçlü ekonomik bağları var ve Çinliler bölgedeki petrol sahalarıyla yakından ilgileniyor. Son olarak IKBY’nin DAEŞ ve El Kaide'ye karşı tutumu da Çin’in dikkatini çeken noktalar arasında bulunuyor.

Sonuç

Mao sonrası Pekin politikalarına bakıldığında; Sincan, Tayvan ve Tibet bölgelerindeki sorunlar nedeniyle Çin Halk Cumhuriyeti’nin, başka ülkelerdeki ayrılıkçı hareketlere yönelik kesin bir karşı duruş sergilediği görülmektedir. Kendi evi de camdan olan Çin, başkasının evine taş atmamaya dikkat etmekte ve ayrılıkçı düşüncelerin dünya için savaş ve istikrarsızlık anlamına geleceğini savunmaktadır.

Çin’in Orta Doğu politikasında sacayağını oluşturan politikalarını şu şekilde sıralayabiliriz; sadece kendi menfaatine odaklanmamak, bölge devletlerinin de kazanmasını sağlayarak ilişkilerinde psikolojik taban oluşturmak; ikinci olarak, bölge devletleri arasında ayrım yapmamak ve pragmatik bir yaklaşımla her bir bölge devleti ile işbirliği kurmak; üçüncü olarak, ilişkilerinde bu ülkelerin politik, ekonomik, askeri ve kültürel kabiliyet ve potansiyellerini iyi etüt etmek; dördüncü olarak, bölge devletleri arasındaki problemlerde tarafsız bir tutum geliştirmek; beşinci olarak, sıkı bir birliktelik kurduğu ülkelere bile tamamen ve her koşulda destek sağlamamak ve altıncı olarak, bölge içi toplamda tarafsız bir taraf alma stratejisi izlemek.

Son olarak Çin ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ilişkileri Çin yanlısı bir partinin IKBY bölgesinde çok önceden var olmasıyla da düşünülebilir. Hacı Mahmut lideliğindeki Çin yanlısı olduğu iddia edilen Kürdistan Sosyalist Demokrat Partisi (KSDP)…2014 yılında bölgede yaptığım bir saha çalışması kapsamında tanıştığım Hacı Mahmud’a neden Çin yanlısı olduğunu sorduğumda bana şöyle cevap verdi: Talabani Moskova, Barzani Amerika yanlısı oldu bana da Çin kalmıştı. Hacı Mahmud’un namaz kılan bir peşmergesine hem namaz hem de sosyalizm nasıl olur diye sorduğumda ise bi Hacı Mahmud’u bi de Allahı bildiğini gerisinden anlamadığını gülerek ifade etmişti….

 

Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu

28.02.2019