image

PeyamaKurd - Orta Doğu’nun kuşkusuz değişmeyen en önemli gündemlerinden birisi de Kürtler ve onların üzerindeki politik baskılar. Türkiye’nin tehditleri, ABD’nin Kürtler’den yana tavır alması. Türkiye seçimleri öncesi Öcalan faktörünün tekrar faaliyete sokulması… Orta Doğu şüphesiz siyasetin beşiği.  Son dönemde Kürtlere yönelik “Kürt kökenli” söylemi de Kürtler arasında ciddi bir rahatsızlık oluşturmuş durumda. Daha önce iktidara destek veren birçok kalem şimdi açık bir şekilde iktidarın bu tavrını eleştiriyor.

Bunlardan biri de gazeteci yazar İlhami Işık. Işık, aynı zamanda “1 Eylül silahlara veda olsun” önerisini sunan isim. Gazeteci yazar Sayın PeyamaKurd’e konuşarak, “Türkiye'nin dost müttefikleri dediği Ruslar da, İranlılar da Suriyeliler de, Çinliler de DSG’yi terörist olarak görmüyor sadece Türkiye görüyor” diyor.


“1 Eylül silahlara veda günü olsun” demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?

“Ben daha çok şöyle izah etmek istiyorum 1 Eylül ile ilgili silahlara veda durumunu. Gelişmeler bunu gösteriyor. Birçok veri var buna yönelik olarak. En başta buna yönelik olarak İmralı sürecinin başlaması. Düşünebiliyor musunuz yani işte “Kürdistan'a defolun” diyen bir söylemin olduğu bir zaman ölçeğinde İmralı’da tekrar görüşmeler başladı. İşte Kandil’e yürüyoruz denildiği bir süreçte biz işte Menbiç’e müsaade etmeyiz denildiği süreçte ya da Efrin’de ne yaşandıysa bundan sonra da onlar yaşanacak denilen bir süreçte başlandı.

Bu bile bir şeylerin olmasını zaten işaret etti öyle olmak öyle bakmak gerekiyor inancındayım. Bunun dışında bölgede olup bitenler yani özellikle Suriye’de olup bitenler ABD’nin, İran'a karşı, Suriye’de almış olduğu pozisyon onu hem Irak’ta hem Suriye’de geriletme bölgesi alanındaki politikası, uluslararası alandaki politikasından bahsetmiyorum. Çok önemli olan yanıysa Suriye’de bunu Demokratik Suriye Güçleri (DSG) üzerinden inşa etmeye çalışıyor.

Türkiye ile olan pozisyonu bir çatışmaya gitmeyecek bir şekilde diğer bir çatışma hali milyonda sıfır NATO üyesi ABD gibi dünya lideri bu problemi herkesin hassasiyetlerini gözeterek bir çözüme gitme diye bir çıkış yolu var. Yani şöyle bir şey bütün dünya Türkiye hariç SDG’yi meşru bir güç olarak görüyor terörist anlamı içerisinde görmüyor. Sadece Türkiye var.

Yani Türkiye'nin dost müttefikleri dediği Ruslar da, İranlılar da Suriyeliler de, Çinliler de DSG’yi terörist olarak görmüyor sadece Türkiye var. Türkiye'nin de SDG ye bakış açısı onun PKK ile ilişkisi. 2013,2012,2011’de şu an da Türkiye'nin terörist olarak gördüğü PYD'nin liderleri ile (Salih Müslim) görüşüyordu.

Yani bakın bütün dünya, Kürdistan Bölgesi Hükümetini, meşru görmesini rağmen bir referandum durumunda kıyameti kopardılar. Irak'ın statüsünü koruması Suriye'nin statüsünü koruması, İran'ın koruması Türkiye’nin statüsünü koruması bunlar aslında birinci öncelik bir sürü neden sayılabilir bununla ilgili yani sadece bölge aslında ama İspanyada statü koruması adına kapalı alanlara yapmadıklarını bırakmadılar.

Suriye’de ise buna en uygun çünkü artık yok edilmiş bir ülke. Suriye yönetimi de buna hazır. Böyle olunca Türkiye de, bu sorunu kendi aleyhinde olmayacak bir şekilde yeni şeye çevrilebilmesine açısından buna ihtiyacı var. Bu ihtiyacı ancak PYD üzerinden etkili olabildiği bir Öcalan faktörü ile götürebilir.

Onun için Öcalan'la ilgili devre ve bunun sonuçlanması da uygun yani görüşmeler de bir aksilik bir tıkanma ya da beklenmedik bir şey olursa ki mesela 18 Haziran’da bir anda bu süreci seçime endeksleyen bir iktidar oldu o bir zehirlenme problemi. Böyle bir şey yaşanmasa 1 Eylül gibi bir zaman diliminde böylesine bir durumun yaşanacağına inanıyorum bu gelişmeler de bunu teyit ediyor.


Gerek seçim öncesi gerek sonrası, Kürtlere yönelik “Kürk kökenli” söylemi gündemde kaldı. Neden Kürt değil de “Kürt kökenli”?

AK Parti’nin artık bir hikayesi kalmadı. Tükendiği en son 23 Haziran seçimleri ile tarihsel bir yenilgi aldı. Böyle bir iktidar var bugün karşımızda hem içerde hem uluslararası alanda pazarlık ya da duruş anlamda zaafları içerisinde olabilme ihtimali yüksek olan bir iktidar profili var. Yani 23 Haziran İstanbul seçim sonuçları üzerinde 800.000 bin gibi bir oran iktidarın geleceğini de etkileyen bir durumun olduğunu ortaya çıkardı. Bunun ana sebeplerinden bir tanesi de Kürtlere bakış açısıydı. Kürtlere sürekli kullandıkları zehirli Kürt kökenli dili, bu aşağılayıcı bir şeydir bir Kürde, Kürt kökenli demek. Siz duydunuz mu Türklere Türk kökenli diye bir lafı? Hayır.

Eğer 31 Mart seçimlerinde kazanmış olsalardı bölgede tek bir tane Kürtçe tabela kalmazdı zaten kazanacakları umuduyla belediyeler de hemen tabela indirmeler başladı. Böyle bir bakış açısına sahip bir Türkiye gerçeğinden kopmuş sadece güç ile sorunları çözmeyi düşünen iktidar var.


Cumhur ittifakı çerçevesinde sizce devleti kim yönetiyor? Erdoğan mı, Bahçeli mi?

“Artık AK Partiyi tanımlamak gerçekten zor bir şey. Özelikle de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra. AK Partinin kodlarını belirleyen büyük kibir ve aşırı milliyetçilik olmuştur. Bu 3 tanımlamada daha çok MHP’nin yıllardır devlet içerisinde ki örgütlenmesine uygun tanımlamalardır. Yani şimdi bir de hak ve özgürlük, ötekine saygı, demokrasiyi büyütme, ekonomik refahı yükseltme şiarıyla iktidar olan bir parti gitti. Sadece güce çalışan gücün egosunu yücelten güç dışında, her şeyi yok sayan sorgulamaya itiraza kapalı ve milliyetçi hamasetle yürüyen bir iktidar var karşımızda.

Böyle bir iktidar; 2002’de kurulan AK Parti profilinden çok Devlet Bahçeli’nin profiline uygun. Böyle bakıldığı zaman, evet MHP’nin bu ülkeyi fiziksel anlamda yönettiği açıktır. Fiziksel anlamda evet bu doğrudur Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. AK Parti, birinci partidir. Mecliste çoğunluktadır ama düşünsel ve fiziksel anlamda o AK Parti yoktur. MHP fiziksel olarak bu ülkeyi yönetiyor diye düşünürsek zan edersek yanıltıcı olmayız.”


Sizce Öcalan’ın devlet ile ilişkisi şuan ne durumdadır?

“Öcalan'ın şu andaki konumu devletle ilişkileri zannedersem önümüzdeki günlerde avukatlara verilecek izinle belli olacak. Eğer görüşme izni verilirse, avukatları İmralı’da Öcalan'la görüşebilirse bu sürecin devam ettiğinin işareti olacaktır. Yok değilse zaten iktidar bu süreci Kürt meselesini çözümü ya da ilerde son verme adına bir girişim veya daha geniş ifade edersek Suriye’de problemin herkesin lehine çözülebilecek bir yola doğru gitmeyi değil de bu görüşmeyi seçime endeksli olarak yaptığının göstergesi olacaktır.”


Önce Dersim’de belediye başkanının astığı ‘Dersim tabelasına’ izin verilmedi. Sonra Bitlis ve birçok yerde Kürtçe tabelalar indirildi. AKP döneminde demokrasinin önü açıldı denilmişti. Ne oldu da bu dönüşleri gerçekleşti?

“Ben şunu açık ve net bir şekilde ifade etmekte sakınca görmüyorum eğer AK Parti, 31 Mart’ta kazanmış olsaydı bu sürecin hayata geçmesi konusunda ısrarcı olmazdı ancak bir zorunluluktan ötürü ve başka bir çare ve çıkış yolu olmadığından ötürü belki başlardı.

Çünkü 31 Mart’a kadar olan AK Parti, politikası kesinlikle Kürtleri sesini duymama işitmeme yönelikti. Diğer yandan Dersimdeki tabela değişikliğine tepki gösterildi ve bölgede Kürtçe tabelalar indirilmeye başlandı. Mesela Bitlis’te, Kürtlerin böyle bir talebi yoktur düşüncesiyle Kürtleri, bir Kürdün ağzı ile aşağılayan bir anlayış egemen oldu.

Erdoğan defolsun gitsinler noktasına gelmişti ama 31Mart seçim sonuçları bunu değiştirdi. Yani kimi zaman birileri doğru bir yerde olduğu için adım atmaz, zorunluluktan adım atar. Dünya’da da öyledir, zorunluluktan ötürüdür.

Eğer bu süreç devam edecekse bu geçmişte yani 2013’te hayat bulan çözüm sürecinden çok farklı olacaktır. Yani hem katılımları farklı olacaktır yani başta Irak ve Kürdistan yönetiminin içinde olduğu bir süreçtir. ABD’lilerin içinde olduğu bir süreçtir. İran dışında diğer ülkelerin de açısından bir zorunluluk ve bir çıkış yolu arayıcısı olarak okumalarından ötürü olan bir süreç olacaktır. O yönde düşünüyorum, umarım yanılmıyorumdur.”